Bu Blogda Ara

7 Mayıs 2014 Çarşamba

SÖZLÜK

                                                                       -A-

ABİSAL ALAN: Derin deniz ovası(-3.000 ile -6.000 M derinlik gösteren alanlar).

ABLASYON: Buzulların eridiği ve buharlaştığı saha.

ABRAZYON: Dalga aşındırması.

ADA: 1) Deniz veya göl sularıyla çevrili küçük kara parçası.

2) Yollarla sınırlandırılmış kent arsaları, ya da bunların üzerinde yapılmış yapılar topluluğu.

ADACIK: Çok küçük ada, üzerinde devamlı yerleşme bulunmayan ada. Mercan adacıkları, kayalıklar.

ADA HUKUKU: Karasuları içinde bulunan adalar, devletin kara arazisinin uzantısı sayılır. İki devlet arasında sınır oluşturan bir akarsu üzerinde bulunan adalar, akarsuyun talveg çizgisine göre her iki devlete aittir.

ADATEPE (İNSELBERG): Düzlükler içinde yükselen tepeler. Aşınmadan artakalmış yükseltiler. Aşınım artığı.

ADAYAYI: Kara gövdesinin önünde sıralanan adalar. Ana Kara ile aralarında, bir kenar deniz yer alır.

ADYABATİK: Hava kütlesi ile çevrilen sıcaklık alışverişi olmadan, hava kütlesinin ısınması veya soğuması. Alçalıcı ve yükselici hava hareketlerinde görülür.

AFEL: Günöte. Güneş etrafında dönen bir uzay nesnesinin, güneşe en uzak olduğu noktaya verilen ad.

AFOTİK BÖLGE: Işığın nüfuz etmediği göl ve denizlerdeki bölge.

AGLOMERA: Yanardağ püskürme maddeleri (Piroklastik) veya tortul parçalardan bileşik çimentolu konglomeralara verilen addır.

AĞACIN SINIRI: Yatay doğrultuda ve dikey doğrultuda, yani kutuplara ve dağ doruklarına orman örtüsü sona erdikten sonra, ot toplulukları yosunlar veya çıplak kayalıklar alır. Varsayılmış bu sınıra ağaç sınırı denir.

AKANYILDIZ: Meteorit.

AKARSU SEKİSİ: Bir akarsu yatağını her iki yakasında ve bugünkü yatağa göre daha yüksekte bulunan basamak biçimindeki eski vadi taban dolguları.

AKIM (DEBİ): Bir akarsuyun belli bir kesiminde geçirdiği su miktarı.

AKİFER: Sutaşır.

AKLAN( VERSANT): Bir ülke veya bölgenin denize doğru genel eğilimi. Bir dağın, eteğine doğru eğimi.

AKMAZ: At nalı biçiminde veya menderesli bir akarsu yatağından ayrılarak artık su geçirmeyen gölcük.

ALÇITAŞI: Jips

ALGI: Dikkatleri birşeye yönelterek onun bilincine varılması idrak, anlama.

ALGILAMAK: Anlamak, idrak etmek.

ALİZE: Düzenli, devamlı.

ALİZE RÜZGARLARI: Yaklaşık 30 N ve 30 S enlemlerindeki DYB kuşaklarından ekvatoral AB kuşağına doğru yıl boyunca esen devamlı rüzgarlar(sürekli).

ALKALİ: Kurak veya yarı kurak bölgelerde, yüzeyde bulunan sodyum karbonat, poıtasyum karbonat veya tuzdur. Güçlü bir bazdır.

ALOKTON: Yer hareketleriyle oluştuğu yerden başka yere taşınmış çeşitli kayaçlar. Taşınmış, taşınarak gelmiş.

ALP DAĞ OLUŞUMU: Alp Ortojenezi. Mezozoik sonlarında başlayıp yakın bir geçmişete sona eren, en şiddetli dağ uluşumu. Bugünkü sıradağların büyük bir kısmı (Alp-Himalaya Dağ Kuşağı, Kayalık ve Ant Dağları, Atlas Dağları vb. gibi) bu devrede meydana gelmiştir.

ALÜVYON: Akarsular tarafından taşınan kil,kum,çakıl materyallerin, suyun akış hızının azalması sonucu elverişli yerlere birikmesiyle meydana gelen tortullar. Alüvyonlar geniş vadilerin birçoğunda tabanda geniş yer kaplar veya daha geniş yerlere yayılarak alüvyon ovalarını oluşturur.

ALP TRİYASI: Alp jeosenklinalinde çökelip yığılmış ve Alp dağ oluşumu ile yüzeye çıkmış denizel fasiyes, kalın Triyas dönemine ait katmanlar.

ALPİN BİTKİ: Ağaç yetişme sınırının üstündeki nemli ortamlarda yetişen otsu bitkiler.

AMFİBOL: Kayaç yapıcı minerel grubu. Kalsiyum, sodyum, magnezyum, demir, alümünyum gibi minerallerden oluşur.

AMPLİTÜD:  Genlik.

ANA KAYA: Ayrışma olaylarından etkilenmemiş yüzeyde veya toprak altında bulunan kesim.

ANDEZİT: Bkz. Ankara taşı. Ant dağlarında çok yaygın olarak bulunduğu için andezit adını almıştır.

ANKARA TAŞI: Yüzey püskürük kayacıdır. Bazik değidir, asidik de değildir. Orta tipte bir lavdır. Genellikle camsı maddeli olup, bileşimi plajiyoklaz, amfibol, mika ve agvit minerallerinden oluşur. Bu mineraller kayacın hamuru içinde iri kristaller biçiminde gözükür. Kayaç çoğunlukla açık-gri renktedir.

ANTİSİKLON(YÜKSEK BASINÇ) : Hava basıncının 760 mm civa sütunundaki veya 1033 mb üzerindeki basınç durumu.

APHELİN:  Gün  öte. dünyanın güneşe en uzak olduğu (4 Temmuz) tarihi için de kullanılan kavram.

ARKEEN: Prekanmbriyen'in devirlerinden biri.

ASİDİK: Kimyasal bileşiminde %66 ve daha fazla Sİ02 (Silisyum Dioksit) bulunan magmatik kayaçlar. Bunlara Asidik kayaçlarda denir.

ASİT KAYAÇLAR: 1) %66 ve daha fazla silis içeren magmatik kayaçlar. 2) Silisli minerallerden kuvars, feldspat ve muskovit minerallerinden oluşmuş magmatik kayaçlar.

ATIK: İnsan faaliyetleri sonucu oluşam ve çevreye yayılan organik ve inorganik maddeler.

ATMOSFER: Havaküre. Dünya yüzeyini saran gaz kütlesi.

ATOL: Okyanus ve deniz sularının temiz ve sıcak olduğu ekvatoral bölgede mercanların iskeletlerinin yığılması ile oluşan ve çoğunlukla dairemsi şeklinde ki lagün.

AVGİT: Kayaç yapıcı mineraller grubu.

AYRIŞMA: Kimyasal reaksiyonların sonucu olarak yeni minerallerin ve ürünlerin ortaya çıkmasına neden olan olay.

                                                                            -B-                                                                                                        
BAĞIL NEM: Belli bir sıcaklıkta bir hava kütlesinde bulunan nem oranın yüzde olarak ifadesi.

BANK:1) Gel-git yataklarıyla kara arasındaki gel-git etkileme alanıdır. 2) Üstündeki su derinliği 200 m az olan denizaltı yükseltisi.

BARİSFER: Ağırküre Taşkürenin, en iç kısmı.

BARKAN: Batı Türkistan çöllerinde at nalı şeklinde veya hilal biçimindeki kumullara verilen ad.

BASKIN TÜR: Hakim tür, dominant tür. Ekosistemlerde, sayı bakımından fazla olan tür.

BAŞKALAŞIM (METAMORFİZMA): Yüksek sıcaklık ve yüksek basınç altında kayaçların mineral, yapı ve dokularından birinin veya her üçünün birden değişmiş olması.

BATOLİT: Yerkabuğuna sokulan asit magmanın oluşturduğu çoğunlukla kubbe biçiminde büyük kütle.

BAZALT: Yeryüzünün hemen her tarafında çok rastlanan ağır ve koyu renkli bir lav kayacıdır.

BEL: Dağların alçalarak geçit verdiği yer. Bkz Boğaz, Belen.

BEŞERİ COĞRAFYA: İnsan eseri çevreyi inceleyen coğrafya ilmi anabilim dalı.Nüfus, yerleşme, ekonomik faaliyetler, başlıca ilgi alanlarıdır.

BİLİM: Geçerlilik ve kesinlik ifade eden, uygulanabilirlik nitelikleri bulunan sistemli ve yöntemli bilgiler topluluğu.

BİRİKİNTİ KONİSİ: Dağlardan gelen akarsu ve sellerin taşıdığı malzemelerin dağın eteğindeki düzlüklere yığılması ile oluşan koni.

BİYOJENİK ÇÖKEL: Ölmüş canlı kalıntıları içeren tortul.

BİYOM: En büyük tür topluluğu.

BİYOMAS ENERJİ (BİYOENERJİ): Organik maddelerin ayrışmasıyla açığa çıkan alkol, metan gazından oluşan enerji.

BİYOSFER: Canlılar küresi. Dünya ekosistemi.

BOĞAZ:1)Keskin ve dik yamaçlı vadi. 2) İki deniz veya iki gölü bağlayan iki kara ünitesi arasındaki dar suyolu geçidi.

BOREAL ORMAN: Kuzey Amerika ve Avrasya'da iğne yapraklı ağaçlardan oluşmuş soğuk ortamlarda yetişen orman.

BOYTANİK: Bitki  bilimi. Bu bilim dalı bitkinin hücre yapılarından üretimine kadar her türlü fizyolojik ve hayatsal faaliyetlerini içerir.

BOYLAM: Kutupları birbirine birleştiren ve başlangıç meridyenine göre dakika ve saniye cinsinden ifade edilen çember.

BREŞ: Köşeleri yuvarlaklaşmış iri çakılların veya taşların doğal çimento ile bağlanması sonucu oluşmuş tortul kayaç.

BUHARLAŞMA: Evaporasyon. Suyun sıvı durumdan gaz duruma geçişi .

BULUT: Yerkabuğu yüzeyi ile temas durumunda olamayan havakürede asılı durumda olan su damlacıkları ve buz kristalleri topluluğu.

BULUTLU: Gökyüzünün 6 ila 0.9'u bulutlarla örtülü ise böyle bir havaya bulutlu hava denir.

BULUTLULUK: Bir hava durumu niteliğidir. Bu nitelik nefoskop veya nefometre denilen aletle ölçülür.

BUZUL (GLASYE) : Kristalleşmiş buz kütlesi.

BUZULTAŞ: Moren.

BUZYALAĞI: Sirk.

BÜK: 1) Akarsu kıyılarında verimli tarlalar. 2) bostan( kavun- karpuz tarlası).3)Akarsu boylarında su yatağına yakın tarlalar.4) Çalılık sazlık veya sık ormanlık alanlar. 5) Düz ve büyük toprak ünitesi. 6) Belen. 7) Yamaç veya sırt...

                                                                           -C-

CAMSI YAPI: Volkanizma esnasında lavların çok süratli bir şekilde soğuması dolayısıyla kristalleşmeye olanak olmaması sonucunda oluşan mikroskopla bakıldığında akıntı izleri görülen yapı.

CEZİR:  Gel- git.

COĞRAFİ: Coğrafya ile ilgili.

COĞRAFİ BÖLGE: Taşıdığı belli coğrafi özellikleri ile çevresinden ayrılan kendi içinde benzerlik gösterenen geniş coğrafi birimdir.

COĞRAFİ BÖLÜM: Bir coğrafi bölge içinde doğal koşullar sosyal ve ekonomik özellikler bakımından farklılık gösteren küçük birimler.

COĞRAFİ KONUM: Yeryüzündeki  herhangi bir alanın bulunduğu yere o alanın coğrafi konumu denir.Coğrafi konum özel ve matematik konum olmak üzere ikiye ayrılır.

COĞRAFİ YERYÜZÜ: Taşküre, suküre ve havaküre sınırları içinde insanın faaliyet gösterdiği saha.

COĞRAFYA ÖĞRETMENİ: Coğrafya ders konularını öğreten meslek alanı.

COSMOS: Kozmos kainat, evren, sistem, uzay.

CÜRUF: Dışık. kömürler veya metalik maddelerin işlenmesi sonucu arta kalan posa dışık.

                                                                      -Ç- 

ÇAĞLAYAN: Bir akarsu yatağında suyun yüksekten döküldüğü yer.

ÇAKILTAŞI: Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.

ÇAY: Irmaktan küçük, dereden büyük olan akarsu.

ÇEVRE: 1)İnsanların ve diğer canlıların hayatı boyunca etkileşimini sürdürdüğü dış ortam. 2) toplumun biyolojik, sosyal ve kültürel hayatını etkileyebilecek dış faktörlerin bütünü.

ÇÖZÜLME: Kayaların fiziksel ve özellikle kimyasal yollardan ayrışması.

                                                                          -D- 

DALGA: Su kütlesinin ardışık yükselmesi ve alçalması biçiminde beliren salınım hareketi.

DALYAN: Deniz göl ve ırmaklarda kıyılara yakın yerlerde ağ ve kazıklarla oluşturulan büyük balık avlama kapanları.

DEBİ: Bkz. akım.

DEFLASYON: Rüzgarın aşındırıp savurması.

DELTA: Akarsuların deniz ve göllere ulaştıkları ağız çevresinde çökelttikleri genellikle üçgen biçimli alüvyal çökelti.

DEPREM: Yer sarsıntısı. Yerin esnekliğinden dolayı oluşan yer sarsıntısı.

DERE: Çaydan küçük suyu az boyu kısa olan akarsu.

DERİN DENİZ ÇUKURLARI: Sima üzerinde hareket eden kıtaların birbirlerine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.

DETRİTİK MADDELER: Sedimenter maddelerden olan kuvars tanecikleri mika pulcukları ve kil parçacıkları.

DIŞIK: Ergitilmekte olan metal bir sıvının yüzeyinde toplanan kabarcıklı madde.

DİVERJANS: Hava kütlelerinin merkezden çevreye doğru yayılması.

DORUK: Dağın en yüksek yerine doruk denir.

DRENAJ: Suyun akıtılması kurutulması.

DÜDEN: Karstik alanlarda derine doğru inen suyun yutulduğu oluk.

                                                                                -E-

EKİNOKS: Bkz. Gün-tün, gündüz gece eşitliği.

EKOLOJİ: İnsan ve diğer canlıların birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.

EKSTRÜZİF KAYAÇLAR: Magmanın yüzeyde soğuması sonucu oluşan kayaçlar.

EKVATOR: Dünyanın ekseninden dik olarak geçtiği kabul edilen en büyük daire.

ENLEM: Yerkürenin herhangi bir noktasından ekvator dairesine paralel olarak geçen çember.

EPİROJENEZ: Karaların toptan alçalması ya da yükselmesi olayıdır.

ERG: Çöl topografyasında kumullarla örtüsü geniş kum örtüleri. Büyük Sahra'da erg Libya'da edeyen ve Batı Türkistan çöllerinde kum denir.

EPİROJENİK HAREKET: Bir kütlenin bir bütün halinde yükselmesine yol açan yer hareketi.

ERÜPSİYON: Volkanik patlama, püskürme, indifa.

ETEZYEN: Yazın balkanlardaki yüksek basınç sahasında Sahra üzerindeki alçak basınç sahasına doğru kuzeybatıdan esen serin rüzgar.

ETİMOLOJİ: Kelime kökü ilmi. Köken ilmi.

ETKEN: Etki yapan, tesir eden faktör.

ETKİLEŞİM: Karşılıklı etkileme süreci.

                                                                              -F-


FAKOLİT: Kıvrımlı bir bölgede lavların, kıvrılmış tabakalar arasına girerek orada katılaşıp kalması.

FALEZ(YARIYAR):Kıyılarda dalgaların aşındırması ile oluşmuş diklik.

FAUNA: Bir bölgede yaşayan hayvan topluluğu.

FAY ATIMI: Fay çizgisi boyunca hareket etmiş olan kütlenin bir birine göre kayma miktarı.

FAY: Kırık kayaç kütleleri veya katmanların bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması.

FIRLAMA: Fırlatma. Yanardağlardan çıkan her türlü malzeme.

FİTOCOĞRAFYA: Bitki coğrafyası.

FİYORT: Deniz kenarında açılmış glasyel vadilerin denizle işgal edilmesi ile oluşmuş U şeklinde koy ya da körfez.

FİZİKİ COĞRAFYA: Doğal çevre bileşenlerini ve olaylarını inceleyen coğrafya ilmi anabilim dalı.

FLORA: Bir ortamdaki bitkilerinin tümünün cins familya ve türlerine göre sınıflandırılması.

FÖN RÜZGARLARI: Yüksek bir dağdan alçak sahalara doğru esen sıcak ve kuru rüzgar.

                                                                               -G-

GARİG: Akdeniz Bölgesinde maki örtüsünün tahrip edildiği yerlerde terk edilen alanlarda ve boş sahalarda yetişen bitki topluluğu.

GE(JE): Yer, dünya, küre.

GELEĞEN: Göle karışan akarsu.

GEOİD: Yer yuvarlağının kendine has görünüşü. Geoid yüzeyi ortalama deniz yüzeyi, ortalama deniz seviyesinde uzanmakta olup çekül doğrultusuna diktir.

GAYZER: Sıcak su buharının belirli aralıklarla patlayarak çıktığı kaynaklar.

GİDEĞEN: Gölden çıkan akarsu.

GNAYS: Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması  sonucu oluşur.

GÖK ATLASI: Güneş gök adası içindeki yıldızların yerlerini göstermeye çalışmış haritalar takımından oluşan gök ada atlası.

GÖK EKVATORU: Yer ekvatoru yarıçaplarının sonsuza doğru uzatılması yoluyla oluşan, gök küre ekseni.

GÖL: Kara içinde yer alan ve her tarafından kapalı olan çukurları doldurulmuş belli bir derinlikteki su kütlesi.

GÖLET: Yapay küçük tatlı su gölü.

                                                                               -H-

HABİBAT: İnsan dışındaki canlıların doğal olarak yaşadığı yerler. Habibat bir organizmanın yaşadığı ya da arandığı zaman bulunduğu yerdir.

HALİÇ: Plato kenarlarının akarsu ağızlarıyla beraber deniz baskısının uğraması sonucu oluşan dallı budaklı koylara denir.

HALK BİLGİSİ: Etnoloji ve ettnografya bilim alanlarını ortak adı.

HARİTA ÖLÇEĞİ: Harita üzerinde belli iki nokta arasındaki uzunluğun yeryüzündeki aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır.

HİDROGRAF: Bir akarsuyun belli bir kesiminde suyun yıl içinde veya belli bir zamandaki akım durumunu gösteren grafik.

HİDROGRAFİ: Su bilgisi.

HİDROSFER: Su küre.

HORST: Grabenin karşıtı. Her iki tarafındaki faylar boyunca yükselmiş blok.

                                                                         -I-                                                                                             
IGNİMBİRİT: Yanardağ püskürmesi sonucu çıkan kül bulutlarınınyığılmasıyla oluşmuş, yüksek oranda silis içeren kayaçlar.

ISSIZ: Nüfus bulunmayan veya çok az nüfus bulunan tenha.

IŞIK GEÇİRMEZ: Opak. Saydam olmayan.

IŞIK YUVARI: Işıkküre, fotosfer.

IŞIMA: Radyasyon. Yeryüzünün güneşten aldığı enerjiyi atmosfere verme süreci.


                                                                         -İ-

İÇ DENİZ: Okyanusa boğazlar yardımıyla bağlanan kara içlerine sokulmuş denizlere denir. Örnek: Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz...

İÇBUZUL: Inlandsis, geniş sahaları boydan örten geniş buzul örtüler Antarktika kara parçası ve Grönland buzul örtüleri gibi.

İĞNE YAPRAKLI ORMAN: Ladin, köknar, karaçam ve sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman.

İKLİM: Geniş bir bölge içinde ve uzun yıllar boyunca değişmeyen ortalama hava koşullarına iklim denir.

İNLANDSİS: Kutup bölgelerinde çok kalın ve çok geniş buzul örtüleri.

İSO(AYNI): Eşit aynı, benzer.

İSOBAR: Eş basınç eğrisi.

İSOBAT: Eş derinlik eğrisi.

İSOHİPS: Eş yükselti eğrisi.

İSONEF: Eş bulutluluk eğrisi.

İSOSEİST: Eş sarsılma eğrisi.

İSOTERM: Eş sıcaklık eğrisi.

İZOSTASİ: Kabuk tabakasının yoğunluğu ve kalınlığına göre mantoya batması. Bu batma durumuna göre manto yüzeyinde bir denge oluşur bu dengeye denir.


                                                                            -J-

JAMA(AVEN): Karstik bölgelerde yüzeye açılan ve alttaki bir mağara veya galeri sistemi ile bağlantısı olan genellikle huni şekilli  dar ve derin karstik kuyu.

JEO: Geo 1) Yer, yerkabuğu. 2) İzlanda adasında dinamik falezlerle çevrili bir körfezin adı.

JEOANTİKLİNAL: Derin deniz çanaklarında biriken tortulların kıvrılmasıyla deniz üzerinde beliren sırtlar.

JEOFİZİK: Dünyanın yapısı, bileşimi, oluşumu ile uğraşan mühendislik bilimi.

JEOLOJİ: Yer bilimi.

JEOİD: Geoid. Yeryuvarının sadece kendine benzeyen özel biçimi.

JEOTERM BASAMAĞI: Yeryüzünde yerin derinliklerine indikçe ortalama 33 m de bir sıcaklık 1 derece artar.

JİPS: Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir kayaçtır. Alçıtaşı olarak da bilinir.

JÜVENİL SUYU: Kökeni magma olan ve magmadan çıkan su buharını yoğunlaşması ile oluşmuş su.


                                                                       -K-             

KALDERA ADASI: Kaldera halkasının su üstüne yükselmiş volkanik bir adasıdır.

KALDERA: Çaoı 1 km fazla olan, çökme ya da patlama ile oluşmuş dairesel çukurluklar.Genel olarak volkanik koniler üzerinde yer alırlar.

KALKER: Deniz ve okyanus havzalarında erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan kayaçtır.

KAMBRİYEN: Birinci jeolojik zaman öncesi kayaçlar. Bilinen en eski kayaçlar.

KARA TOPRAK: Çernozyom. Doğu Avrupa stepleri ve ABD prerileri altında gelişmiş humusça çok zengin, çok verimli topraklar.

KARAYEL: Türkiye'ye kuzebatıdan esen soğuk rüzgarlardır. Kışın kar yağışlarına yazın sağanak yağmurlara neden olur.

KARSTİK BÖLGE: Kalker, jips ve dolomit kayaçları bulunan bu nedenle de karstik şekillere yer veren bölge.

KARSTİK GÖLLER: Eriyebilen kayaçların bulunduğu  yerlerde tabanda oluşan göllerdir.

KATMAN: Tabaka. Alt ve üstteki kayaçlardan farklı yapıda olduğu çıplak gözle ayırt edilebilen kalınlığı en az 1 cm den az olmayan tortul kayaç birimi.

KATMANLAŞMA: Tortulların üst üste sıralanması  durumu.

KAYA ÇÖLÜ: Hammada. Rüzgarların ince materyali savurup taşıdığı ve yerinde kayalıkların kaldığı çöl sahaları.

KAYAÇ: Kaya, taş. Bir veya birkaç mineral topluluğundan oluşmuş; yer kabuğunun temel elemanı. Yerkabuğunun veya yeryuvarının %80 ila % 90 ı kayaçlardan oluşur.

KIRGIBAYIR: Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır denir.

KIRMIZI TOPRAK: Terrarossa. Tropikal bölgelerin demiroksitli toprakları. Akdeniz iklim bölgesinin demir oksitli toprakları.

KITA SAHANLIĞI: Deniz seviyesinin altında kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı denir.

KITA: Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran ana kara kütlelerine kıta denir.

KOY: Denizin karaya doğru sokulduğu körfezlerden daha küçük boyutlardaki girinti. Bazıları dalgalara açık bir hilal , bazıları ise dalgalara kapalı, fırtınalara karşı korunaklı kuytu bir girinti biçimindedir.

KRATER: Bir volkan konisinin tepesinde yer alan dik yamaçlarla çevrili çukur.


                                                                          -L-

LAGÜN: Denizle toprak altından ya da dar bir boğazdan bağlantılı olan, suyu tuzlu ya da acı olan göllerdir. Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri gibi.

LAHAR: Yanardağ yamacından akan çamurlu akıntı.

LAPYA: Kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtığı küçük oluklardır.Oluşan oluklar keskin sırtlarda yan yana sıralandığında yüzey pürüzlüdür.

LAVRASYA: Karbonifer periyodu sonuna doğu parçalanarak bugünkü kuzey yarım küre kıtalarını oluşturduğu varsayılan kara parçası.

LEJANT: Harita işaretleri.

LIĞ: Akarsuların yatakları boyunca taşkın devrelerinde kapladıkları alanlarda, deltalarda ve göl ya da deniz kıyılarında çökelttikleri kum, kil çakıl gibi tortul maddeler.

LİMNOLOJİ: Göl bilimi.

LİTOSFER: Taş küre. Yer yuvarlağının kayaçlardan oluşan katı dış küresi.

LUMAŞEL: Kavkılı kayaç.


                                                                                 -M-

MAAR: Volkanizma sırasındaki şiddetli gaz basıncına bağlı olarak yeryüzünde meydana gelmiş patlama kraterleridir. Patlama çukuru da denir.

MAGMA: Yerkabuğu içinde veya daha derinde bulunan sıvı ya da hamur kıvamında, moleküler ergimiş gazlar da içeren kırıklar boyunca sokulabilen yeryüzüne püskürebilen silikatlar hamuru.

MAGMATİK: Magmadan oluşmuş magma kökenli.

MANTARKAYA: Kurak ve yarı kurak bölgelerde kayaların özellikle alt kısımlarının rüzgarlar tarafından aşındırılması sonucu oluşur.

MASİF: Eski kıvrımlarla oluşmuş arazi parçası. Eski kütle de denir.

MENDERES: Bir akarsuyun az eğimli bölgelerde meydana getirdiği büklümler.

MERMER: Yapısında %50 den fazla kalsiyum karbonat bulunan başkalaşmış sert kalker.

MESA: Yatay tabakalı sahalardaki yüksek ve geniş düzlük.

METEOR: Gök cisimlerinin yer yüzüne düşen parçaları. Büyük parçaların açtığı çukurlara meteor çukuru denir.

MOREN: Buzul taşı. Buzulların sürükleyip yığdığı taş parçaları.

METALOJENİ: Maden yatakları ilmi.


                                                                        -N-

NAP: Bir şaryajda, taban kompartımanı örten ve daha küçük kıvrım ve kırık şekilleri gösteren kompartımandır.Nap örtü anlamındadır.

NEGATİF ÖSTATİK HAREKETLER: Deniz seviyesinin alçalması.

NEK: Tıkaç. Volkan bacasını ağzını tıkayan lavın, volkan konisinin aşınması ile sütun şeklinde ortaya çıkması.

NEM: Su buharı. Atmosferde bulunan, gaz biçimindeki su. Saydam ve mavimsi olup, gökyüzün mavi gözükmesinin esas nedeni, budur. Havanın nemliliği, içinde bulunan bu su buharı miktarına bağlıdır. Havanın alabileceği maksimum su buharı, sıcaklığın artışana paralel olarak artar.

NEMLİLİK: Yaklaşık havanın belli bir sıcaklıkta taşıdığı nem miktarı.İki şekilde görülür.

                   
                                                                              -O-


OBRUK: Özellikle kireç taşlarının çözülmesi ile meydana gelmiş doğal kuyu. Baca veya kuyu şeklinde, keskin köşeli derin çukurlara obruk denir.

OBSİDİYEN: Volkan camı. Lavın hızlı biçimde soğumasıyla oluşan genellikle siyah veya kahverengi kayaç türüne obsidiyen denir.

OĞLAK DÖNENCESİ: Güney yarımkürenin 33 27' enlemlerinde, yıl içinde ışınlarının 21 Aralık günü öğle üzeri dik vurduğu çember. Bu çember Güney yarımkürenin gündönümüdür.

OJİT: Yanardağ küllerinde bulunan ve feldspatla birlikte bazaltların temellerini oluşturan mineral madde.

OKSİDASYON: Bir cismin havadaki oksijenle birleşmesi, oksitlenme. Kayanın içindeki minerallerin oksijen ile birleşmesi neticesinde meydana gelen kimyasal değişmeyi ifade eder.

OLGU:1) Cereyan etmiş olan, gerçek olan, gerçekleşmiş olan. 2) Olayların dayandığı sebep ya da bu olayların dayandığı sonuç.

OLİVİN: Sarımsı yeşil renkli, cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat.

ORMAN SINIRI: Orman örtülerinin kutuplara doğru ve yükseltiye göre yayılabildiği en son noktadır. Bu sınırları bazı yerlere antropojen ( insan ile ilgili ) faktörler de belirler.

OROJENEZ: Jeosenklinallerde biriken tortul tabakaların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yükselmesi olayına dağ oluşumu ya da orojenez hareket denir. Kıvrım hareketi sonucu yükselen yerlere antiklinal, çöken bölümlere ise seklinal denir.

OVA: Engebeliliğin çok az olduğu, düz ya da düze yakın vadilerde yarılmamış yüzey şekli. Çoğu alüvyonla kaplı düzlüklerdir.


                                                                         -Ö-

ÖKÜMEN (EKÜMEN ) : Karaların yerleşmiş veya yerleşebilir yerleri.

ÖLÇEK: Harita üzerinde bir uzunluğun yeryüzündeki gerçek bir uzunluğa oranı. Ölçek bir orantıdır.

ÖNBÖLGE: Dağ oluşumu hareketlerinin yönelmiş olduğu daha alçak ve daha yeknesak olan.

ÖNBUZULTAŞI: Önmoren. Buzul hareketlerinin duraksama devrelerinde birikmiş, yüzey ve dip morenleri.

ÖNÇUKUR: Bir jeoseklinalin ön bölge cephesindeki kenar çukur.

ÖRENYERİ: Harabe, virane, yıkılmış terk edilmiş eski yerleşme yeri. Yıkık bir kale veya dini yapı yeri için de kullanılır. Zamanla bunların yerinde veya yakınında yeni bir yerleşme kurulmuş olabilir.

ÖSTATİK HAREKETLER: Kara üzerindeki buzullaşmaya ve buzulların erimesine bağlı olarak deniz seviyelerinde meydana gelen geniş ölçüde alçalma veya yükselme.

ÖTROFİKASYON: Fazla miktarda organik veya mineral içeren göl veya bataklıklarda alg ve diğer bitkileri aşırı bir şekilde büyümesi. Bu büyüme su içinde oksijeni azaltarak diğer canlıların yaşamasına engel olur.

                               
                                                                         -P-

PALEONTOLOJİ: Fosil bilimi.

PEDİMENT: Dağların eteklerinde aşınma ile oluşmuş hafif dışbükey etek düzlükleri.

PEDOLOJİ: Topak bilimi.

PENEPLEN: Kara kütlelerinin çok uzun süren bir aşınma sonucu düzleşmesi.

PERİBACASI: Özellikle volkanik tüflerin yaygın olarak bulunduğu vadi ve platoların yamaçlarında sel sularını  aşındırması ile oluşan özel yeryüzü şekillerine peribacası denir.

PERİGLASYAL: Buzul çevresi, buzullarla örtülü bir alanın yakın çevresi.

PERMAFROST: Devamlı donmuş zemin. Devamlı donmuş yeraltı.

PLANKTON: Ya pek az olan kendi kımıldayışıyla, ya da deniz akıntılarıyla şuraya buraya savrulan suda yaşayan bütün bitki ve hayvanlara verilen ad.

PLATO: Akarsu vadileriyle derince yarılmış düz ve geniş düzlükler.

PLÜTONİK KAYAÇLAR: Derinlerde oluşmuş magmatik kayaçlar. İç püskürük kayaçlar.

PODZOL TOPRAKLAR: Tayga adı verilen iğne yapraklı orman örtüsü altında oluşan soğuk ve nemli bölge topraklarıdır. Toprağın aşırı yıkanması nedeniyle organik maddelerin çoğu taşınmıştır. Bu nedenle renkleri açıktır.

POPÜLARİTE: Herkes tarafından sevilme, beğenime.

POPÜLER: Toplum tarafından tanınan beğenilen. Herkesin tanıdığı, duyup işttiği, bildiği.

PÜSKÜRME: Yanardağların püskürme olayı. Püskürmüş  maddeler yeryüzüne ulaşmışsa dış püskürük, ulaşmamışsa iç püskürme diye adlandırılır.

PÜSKÜRÜK MADDELER: Erüpsiyon maddeler veya indifa maddeleri. Bunlar lav, lipilli, volkan bombası kum, kül ve tüf gibi maddeler.


                                                                          -R-

RADYAL AKARSU: Kraterlerin dış tarafındaki koni yamaçlarındaki akarsularda radyal (ışınsal ) bir sistem göze çarpar. Bunlara radyal akarsular denir.

REG: Çöllerde ince materyalin rüzgar tarafında savrulup taşınması ve onların yerinde kalan iri materyal. Bunlar iri çakıl ve taşlardan oluşur.

REGOLİT: Taşların parçalanması ile ortaya çıkan, topraktan farklı olarak içerisinde iri elemanlar bulunan ham toprak.

REGOSOL TOPRAK: Volkanlarda çıkan kum boyutundaki malzemelerin ve akarsuların biriktirdiği depolar veya yamaç eteklerindeki kumlu kolüvyal depolar üzerine oluşan topraklardır.

REGRESYON: Denizlerin çekilip su altında kalan alanların karaya katılması.

REJİM: Bir akarsuyun debisinin zamana ve yere göre gösterdiği değişikliklere rejim denir.

RELİEF HARİTASI: Yeryüzü biçimlerinin kabartılarını, çukurlarını ilk bakışta gösterecek şekilde çizilmesi.

RENDZİNA: Humuslu, karbonatlı toprak.

RESİF: Mercanlar, mercan yapıları.

RİPPELMARK: Kum dalgacığı.

RÜZGAR OYMASI: Korrazyon.


                                                                         -S-

SANDER: İç buzulların ya da dağ buzullarının dışında, kumlarda, çakıllarla örtülü geniş düzlüklere verilen ad. Sanderler buzul sularının geliştirdiği bir çeşit yayvan birikinti yelpazeleridir.

SARKIT: Mağaralar içinde tavandan aşağı doğru büyüyerek oluşan damlataşları.

SEDİMENT: Akarsu, buz, rüzgar tarafından depolanan ince materyal paçaları.

SENKLİNAL: Tabakaların kıvrılarak alçalması.

SEYEHATNAME:1) Bir gezginin gezip gördüğü yerlerden edindiği bilgi, görüş ve izlenimlerini kaleme aldığı eser. 2) Yazarın gezi izlenimimi yazıları.

SIĞ DENİZ: Kıyı boyundan -200 m derinliğe kadar uzanan bu uzanışı ile karaların çevrelerini türlü genişlikte çeviren az derin denizler.

SİLEKS: Çakmaktaşı.

SİPOLEN: Sadece kalsit kristallerinden oluşmuş doğal bir çimento ile birleşip sertleşmiş kayaç.

SİRK: Buz yalağı. Buzulun ilk oluşmaya başladığı yerde oluşmuş küçük aşınım çukurları.

SİRK BUZULU: Dağların tepesindeki ve yüksek yamaçlardaki küçük çanaklarda yeni oluşmaya başlayan buz türüdür.

SİRK GÖLÜ: Buzul aşındırması ile oluşmuş çanaklarda suların birikmesi ile oluşan göl.

SÜREÇ: Aralarında birlik olan ve belli bir düzen içinde tekrarlanan gelişen ola ve hareketler.

ŞERİR: Çöllerde, rüzgar savurma alalarında geriye kalan iri çakıllı ve taşlı alanlar reg, iri kumlarla örtülü alanlar ise şerir diye tanımlanır.


                                                                          -Ş-

ŞARYAJ: Bindirme. Dağ oluşumu sırasında bir kütlenin başka bir kütle üzerinde sürülmesi. Tektonizma olayları sırasında yaşlı yapıların genç yapılar üzerine bindirme olayı.

ŞARYAJ ÖRTÜSÜ: Bir kütle üzerinde sürünmüş olarak gelmiş kütle.

ŞELALE: Çağlak, çağlayan, gürlevik, uçan-su.

ŞELF: Sığ-deniz dipleri ( -200 m derinlere kadar olan kesim ). Karaları ve adaları çevreler.

ŞİST: Yüksek sıcaklık ve basınç etkisi ile yapraklaşmış kil taşı. Yaprak kayaç.

ŞOT: Cezayir ve Tunus'da tuzlu bataklık.


                                                                          -T-

TABAKA KAYNAĞI: Geçirimli tabakaların topoğrafya yüzeyi ile kesiştikleri yerden suların yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklara tabaka kaynak denir.

TABAN SEVİYESİ: Yer kabuğunu dış etkenlerle aşındırılmasında, düzenleyici rol oynayan seviye. Deniz seviyesi genel taban seviyesidir.

TEKKE BUZULU: Dağların zirve kesimlerini kuşatan buzul.

TALVEG: Akarsu yatağının en derin bölgelerini birleştiren kesim.

TEFRA: Bütün bilinen volkanik malzeme için kullanılan genel bir terim. Volkanik kül, lapilli, volkan bombası gibi materyal de dahil.

TEKNOLOJİ: Bir sanayi dalı ile ilgili üretim yöntemlerinin, üretim için kullanılan araç , gereç ve aletleri konu alan bilgi.

TEKTONİK GÖL: Yerkabuğunun bükülme ve faylanmaları sonucu oluşan çanaklarda suların birikmesi ile meydana gelen göllerdir.

TEKTONİK: Yerkabuğunun yapısı ve değişmesine yol açan orojenik, epirojenik, volkanizma ve sismik özelliklerini inceleyen bilim alanı.

TERRA ROSA: kdeniz ikliminin egemen olduğu yerlerde karstik çukurlarda birikmiş erime ve yıkanma sonucu kalkeri gitmiş, killi kızıl toprak.

TORTUL: Çökelme sonucu oluşan kayaçları ifade eder. Bu kayaçlar büyük bir çeşitlilik gösterir. Kireçtaşı, çakmaktaşı, traverten, tuz, kömür vb.

TURBA: Turbalıklarda ve bataklıklarda bulunan kısmen ayrışmış materyallerden oluşan yakıt.

TÜFİT: Yanardağ püskürmesi kalıntıları, tüf ve taş kırıntıları karışımı malzeme.


                                                                          -U-Ü-

UC: Eksterem, nihai. Klimatik anlamı, rastlanabilen en yüksek ve en düşük sıcaklık değerleri. Bir ülke arazisi içinde değişik yönlerden bu arazinin en son egemenlik noktaları.

ULAŞTIRMA: Kominikasyon. Her türlü yolcu, yük haber ve fikirlerin taşınması işleri.

UVALA: Düden veya dolinden daha büyük karstik çukur. Genişleyip derinleşen dolinlerin birleşmesiyle oluşan dolinlerden daha büyük çukurluklardır.

UVED (UED, UWED ): Çöllerde, içinde tesadüfen ve yarı kurak bölgelerde ise, geçici veya mevsimlik olarak su bulunan kuru vadiler.

UYUMLU: Konsekan akarsu vadi.

UYUMSUZ: Diskordant. Uyumsuz katmanlaşmalar için kullanılır.

UZAY: Bütün gök varlıklarının içinde bulunduğu sınırsız boşluk.

ÜLKE: Bir devletin egemenlik sahası. Kara egemenlik alanı: Devletin egemenliği altında bulunan topraklar. Uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş kara sınırları vardır.


                                                                       -V-

VADİ: Akarsu aşındırması ile oluşan ve tabanında akarsu yatağının ve akarsuyun yerleştiği sürekli iniş gösteren oluk. Akarsuyun içinde aktığı kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan uzun çukurluklardır.

VADİ BUZULU: Sürekli beslenerek sirkten taşan ve vadi boyunca aşağı hareket eden buzul türüdür. Vadi çukurluğu içinde bulunan yerine göre bir ağ dizilişi gösteren buzullar.

VAHA: Dışa akıştan yoksun, yağışlar son derece az ve yetersiz olan çöllerde yeraltı suyu bulunan ve buna dayanan hayat yapılmakta olan tarım faaliyetleri alanı.

VOLKAN BACASI: Mağmanın yeryüzüne ulaşıncaya kadar geçtiği yola volkan bacası denir.

VOLKAN KONİSİ: Lav, kül, volkan bombası gibi volkanik maddelerin üst üste yığılması ile oluşan koni biçimli yükseltiye volkan konisi, koni üzerinde oluşan çukurluğa krater denir.

VOLKAN: Yer yuvarlağı içindeki kızgın ergimiş ve katı maddelerin yeryüzüne çıktığı yer. Türkçe yanardağ ile eş anlamlıdır.

VOLKANİZMA: Mağmanın yeryüzüne eriyik, katı, sıvı ve gaz halinde çıkması olayı. Yerin derinliklerinde bulunan magmanın patlama ve püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir.


VOLKANOLOJİ: Yanardağ bilimi.


                                                                             -Y-

YAĞMUR: Bir yağış türü.

YAĞMURÖLÇER: Pluviyometre.

YALIYAR: Deniz kıyılarının ( büyük göller kıyılarında da olabilir ) adeta dk bir duvar gibi yükselen kayalık yüzeyi (falez).

YAMAÇ KAYNAĞI: Geçirimsiz bir kaynağın üzerindeki geçirimli bir katmandan yeryüzüne çıkan kaynak.

YANARDAĞ KAYAÇLARI: Püskürük kayaçlar.

YANARDAĞ: Magma maddelerin yeryüzüne çıktığı veya geçmişte çıkmış olduğu, az çok koni biçimli, tepesinde bir püskürme ağzı bulunan dağlar.

YAPAY ÇEVRE: Değiştirilmiş ve kültür altına alınmış çevre.

YARDANG: Orta Asya çöl bölgelerinde rastlanan genellikle U profili ince-uzun yarıntılar ve aralarındaki keskin  sırtcıklar.

YARMAVADİ:  Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluşur vadi yamaçları dik tabanı dardır.

YATAK: Akan suların meydana getirdiği yıl içinde ya sürekli ya da geçici olarak suların aktığı yer.

YERÖTE: Bir gök varlığının yörüngesi üzerinde dolanım hareketini yaparken yere en uzak geçtiği noktadır.


                                                                       -Z-

ZAMAN: 1) Bir işin yapılması için tanınan veya belirlenen yasal süre. Bu sürenin belli bir bölümü örneğin; üniversitelerde ders süresinin 50 dakika olması gibi. 2) Mevsim: Hasat- harman zamanı, ekin ekme zamanı bağ-bozumu zamanı gibi.

ZELZELE: Deprem.

ZEMİN HAREKETİ: Zeminin belli bir bölümünün doğal veya beşeri nedenlere bağlı olarak yerinden oynayıp yer değiştirmesi. Deprem, volkanizma, yağışalar vb.

ZEMİN: Yeryüzünün yüzeyi. Okyanusların tabanı. Bir yapı temellerinin oturulduğu yer.yer, yeryüzü.

ZEOLİT: Boşlukları, kalker ve alkalen silikatlarla dolmuş bazı cins kayaçlar. Özellikle bazaltlarda çok görülür.

ZIMPARA TAŞI: Çok sert alüminyum kristallerden oluşan ve parlatıcı ya da aşındırıcı olarak kullanılan kayaç. KAYNAKLAR Doğanay, H.ve Sever, R. (2016). Genel ve Fiziki Coğrafya. Ankara: Pegem Yayıncılık.