Bu Blogda Ara

Antik Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2022 Salı

ÖNEMLİ ANTİK MISIR SEMBOLLERİ VE ANLAMLARI


ÖNEMLİ ANTİK MISIR SEMBOLLERİ VE ANLAMLARI

 

İnsanlar, Tarih’e her dönemde ilgi duymuşlardır. Tarih ile sıkı sıkıya bir ilişki içinde olmuşlardır. Tarih yazıcılığı başlamadan önce insanlar, tarihi, sözlü olarak dilden dile aktarır ve bu şekilde Tarih ile olan sıkı bağlarını korurlardı. Bu bağ onları hayatta tutar, direnç göstermelerini sağlar ve atalarının geçmişinden ders çıkarıp aynı hataları yapmamalarını sağlardı.

Sözlü Tarih geleneği, Tarih yazıcılığının başlaması ile önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Dilden dile yayılan efsaneler, destanlar, kahramanlıklar artık sözlü olmaktan çıkıp yazıya aktarılmış böylelikle Tarih ile ilgili her şey daha korunabilir hale gelmiştir.

Tarih yazıcılığı, sadece siyasi Tarih’in değil aynı zamanda insanlar arasındaki ritüellerin de günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Toplumlar kendi inançları doğrultusunda birtakım ritüeller geliştirmişlerdir. Bu ritüeller onlar için yaşamın döngüsü hatta huzurlu bir ölümün mihenk taşı olarak görülmüştür. Bu temel düşünce insanların toplum içindeki düzenlerini ve bu düzenin devamının ne kadar önemli olduğunun da kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplumlar, günlük yaşamda, dinde, siyasette ve geleneklerinde ritüelleri yaşatmaya çalışırken aynı zamanda onları sembolize etmeye çalışmışlardır. Bu sembolizasyon geleneği hemen hemen tüm toplumlarda görülür. İnsanlar bu sembolleri ayak bastıkları her yerde yaşatmaya çalışmışlardır. Özellikle ibadet ettikleri fiziki mekanların her yerine bu sembolleri büyük bir ustalıkla işlemişlerdir.

Sembolizasyon geleneğinin en yaygın görüldüğü yerlerden birisi de beş bin yıllık kadim tarihi ile Antik Mısır’dır. Antik Mısır, ilk defa Firavun Narmer tarafından, Aşağı ve Yukarı Mısır’ın birleştirilmesiyle büyük bir uygarlık haline bürünmüştür. İlk firavunun Akrep Kral olduğu söylense de Tarih arşivlerinde bununla ilgili belge yoktur. Bu yüzden, Narmer, Mısır’ı Mısır yapan ilk kişi olarak tarihteki yerini almıştır.

Antik Mısır halkı, çok tanrılı bir inanışa sahipti. Bu inanç sistemi içerisindeki tanrıların tasvir eden çalışmalar yapılmış ve bu tanrılarla özdeşleşmiş önemli semboller kullanılmıştır. Neredeyse her tanrı bir sembol ile tasvir edilmiştir. Bu durum Antik Mısır halkının dini hayatlarına ne kadar önem gösterdiğinin kanıtıdır.


Güneş Sembolü

Birçok kültürde güneş sembolü önemli bir yer tutmaktadır. Sıcaklık kaynağı olarak güneş, tutkuyu, canlılığı ve gençliği simgeler. Güneş, sadece dünyayı ısıtan bir kaynak değil aynı zamanda doğuş ve batışıyla, doğum ve ölümü simgeler.

Güneş, Antik Mısır’da o kadar değerlidir ki güneşi tanrılaştırmışlardır. En büyük tanrılarından biri olan Amon ve Ra, güneşi temsil etmişlerdir. Amon ve Ra zamanla birleşip Amonra adını almıştır. Antik Mısır’da doğan güneş tanrısı olan Khepri, güneşin gökyüzündeki yolculuğunu simgeleyen hayvan tersi topunu yuvarlayan bokböceği ile ilişkilendirilmiştir. Yeni yaşam ile de ilişkilendirilmiştir.


Ay Sembolü

Ayın gökteki döngüsel yolculuğu ve sürekli değişen biçimi ilk uygarlıklarda insan yaşamının döngüsü ile ilişkilendirilmiştir. Yeniaydan dolunaya, biçimlerinin her biri ve tutulmalarına özel anlamlar atfedilmiştir. İnsanın kaderini yönettiği de düşünülmüştür.

Ay sezgilerinizi ve duyarlılığınızı, sezgilerinizi ve duyarlılığınızı sembolize eder. Eski Mısırlılar ayın yeryüzündeki suları kontrol etmekten sorumlu olduğuna ve yaşamın büyümesine izin verdiğine inanırlardı. Yeniden doğuşu ve yenilenmeyi simgeleyen ay, ilahi olanla olan derin bağlantımızı temsil eder ve uzun zamandır mistik güçlere sahip olduğu düşünülmektedir.


Antik Mısır’da güneş kadar değer gören Ay, Tanrıça Bastet ile ilişkilendirilmiştir. Yunan Ay Tanrıçası Artemis ile ilişkilendirilen Bastet çoğunlukla kedi başlı olarak tasvir edilmiştir. Ay’ın bereketini sembolize eder.


Yıldız Sembolü

Uzay, tarih boyunca insanlar için hep bir gizem ve sonsuzluk olarak görüldü. Güneş battığında yeryüzünü bir fener gibi aydınlatan yıldızlara hep doğaüstü güçler atfedildi. 

Yıldızlar, yol göstericilik, ilahi etki ve esin kaynağı olarak görüldü. Yıldızların bu doğaüstü gizemi onların birçok alanda kullanılmasını da sağladı. Devletlerin bayraklarında, dinlerde ve ünlüleri ima ederken.

Gece gökyüzündeki en parlak yıldızlardan biri olan Sirius yıldızı, eski Mısır kültüründe önemli bir semboldü. Efsaneye göre, yıldızın yükselişi yeni bir firavunun gelişini (veya firavunun dirilişini) müjdeliyor ve tanrılardan gelen bir umut işareti olarak kabul ediliyordu. Antik Mısır’ın analık ve bereket tanrıçası İsis’in simgesi de Sirius yıldızıydı. Sirius yıldızı gökyüzünde belirdiğinde Nil bereketini bahşetmeye başlardı.


Ateş Sembolü

Ateş sembolü veya Alev, insanoğlunun bildiği en eski sembollerden biridir. Eski Mısırlılar ateşin yaşamın dört temel unsurundan birini temsil ettiğine inanıyorlardı (diğer üçü Toprak, Hava ve Su). Öldüklerinde öbür dünyada bir dizi döngüden geçeceklerine inanırlardı: doğum, yaşam ve ölüm.

Eski Mısır'da ateş sembolü sadece sıcak, kuru iklimi ve sürekli güneş ışığıyla ağaran toprakların çoğunu kaplayan öfkeli kızıl kum tepelerini değil, aynı zamanda hayat veren rolüyle güneşin ateşli ısısını da ifade ediyordu. Bu nedenle, ateş sembolü yaratılış ve bereket fikrinin yanı sıra yıkım ve arınma fikrini de içerir. Ateş güneşi ve meşaleleri, sonsuz yaşamı ve eril enerjiyi sembolize eder. Ateş Güneşi, Işığı ve Mutluluğu simgeler. Hayatınızda ışık ve mutluluğu temsil eden iyi bir alamet olduğu düşünülür.

Antik Mısır’da aslan başlı kadın biçiminde tasvir edilen Tanrıça Sekhmet elinde ateş püskürten bir kobra ile resmedilmiştir. Sekhmet, Mısır savaş tanrıçası olarak kurbanlarını ateşli oklarıyla öldürür ve bedeni yanan bir alev topu gibi ışıldardı.


Ankh Sembolü

Antik Mısır'da sonsuz yaşamın güçlü bir sembolü olan Ankh Sembolü bugün hala kullanılmaktadır. Ankh sembolü genellikle kendilerine iyi şans, bilgelik ve sağlık getireceğine inananlar tarafından takı olarak takılır. Ankh Sembolü sonsuz yaşamın güçlü bir sembolüdür. Aynı zamanda binlerce yıldır var olan ve her gün doğup batan güneş gibi her zaman bizimle olacak olan şeyi temsil eder.

Ankh sembolü sadece sonsuz yaşam ile ilişkilendirilmemiş aynı zamanda kadınlığı ve erkekliği de simgelemiştir. Üzerinde bulunan haç kombinasyonu Tanrıça İsis ve Tanrı Osiris’in birleşimini temsil eder. Aynı zamanda Osiris’in ölüme meydan okumasını simgeler.


Horus’un Gözü

Horus'un Gözü eski Mısır'da güçlü bir semboldü ve aralarında İsis ve Hathor'un da bulunduğu birçok tanrıyla ilişkilendirilirdi. Başlangıçta ayı temsil ediyordu ancak daha sonra sağlık, refah ve korumayı temsil eder hale geldi. 

Güçlü bir tılsımdır ve kullanımı binlerce yıl öncesine, Mısır'ın bilinen en eski hanedanlık dönemine kadar uzanır. Horus'un Gözü Mısırlılar tarafından kötülüklerden korunmak ve sağlıklarını korumak için bir tılsım olarak kullanılmıştır.

Göz, tanrıça Wadjet'te kişileştirilmiştir. Evrensel Ana Tanrıça Hathor'un oğlu Tanrı Horus'un gözüydü ve sol gözü çıkarıldıktan sonra takması için ona verilmişti. Horus'un gözü (wedjat veya udjat olarak da bilinir) eski bir Mısır koruma, kraliyet gücü ve sağlık sembolüdür. Göz, tanrıça Wadjet'te kişileştirilmiştir. "RA'nın Gözü" olarak da bilinir.


Horus Asası

Antik Mısır'ın sembolü Horus Asası. Pirinç ve altından yapılmış bu heykel, koruma ve kraliyet gücünün sembolüdür. Horus'un sağ elinde adalet asası ve sol omzunda otorite sembolü ile hüküm sürdüğü söylenir. Adalet asası gücü, organizasyonu ve birliği temsil eder. Otorite sembolü ise bir tüy veya başlıktı.

Horus'un antik sembolü tanrının asası olarak bilinir. Mısır mitolojisinde asa ya da sopanın bu tanrı tarafından firavunun yeryüzündeki hükümdarlığı sırasında onu dengelemek için kullanıldığı düşünülürdü. Mısır firavunları simgelendikleri her görselde ellerinde Horus Asası ile sembolize edilmişlerdir. İktidar ve güç göstergesidir.


Shen Halkası veya Yüzüğü

Antik Mısır Shen yüzüğü sonsuzluğun orijinal sembolü olarak lanse edilir. Ezoterik inisiyeler ve mistikler bu güçlü sembolü uzun zamandır bilinmeyene, hatta belki de zamanın kendisine kapı açmak için kullanıyorlar! Siz de yüzüğünüzü takın ve sonsuz değişim ve olasılığın pozitif enerjisini kendinize çekin.

Shen yüzüğü sembolü kadının gücünü ve İsis'in bilgeliğini temsil eder. Bu sembol iki ruhun birleşmesini temsil eder. Daire ilahi dişilliği temsil eder. Üçgen, insanın daha yüksek erdemlere ve özlemlere ulaşma yeteneğini sembolize eder. Bir Shen Yüzüğü iki ruh arasında bir bağ oluşturarak onları tek bir ruh olarak birleştirir.


Lotus Bitkisi

Lotus bitkisi, yaratıcılık ve bereket sembolüdür. Hindistan, Mısır, Çin ve Japonya’da çok saygı görür. Çamurlu sulardan lekelenmeksizin yetiştiği için de saflığı temsil eder. Lotus bitkisi sembolü eski Mısırlılar tarafından saflığın ve iyi şansın sembolü olarak kullanılmıştır.

Güzel ve hoş kokulu mavi lotus, çamurlu ve kirli sularda yetiştiği ve güneş ışınları vurunca açıp günbatımıyla birlikte yapraklarını kapadığı için kutsal sularda yaşamın doğmasını, doğurganlığı ve ölümü simgeler. Aynı zamanda Yukarı Mısır’ın da sembolüdür.

Antik Mısırlılar için lotus bir doğum ve yeniden doğuş simgesiydi. Tanrı Nefertem kimi zaman bir lotus üzerine uzanmış altın bir delikanlı ya da çocuk olarak tasvir edilen Güneş tanrı Ra ile ilişkilendirildi.


Uraeus Sembolü

Uraeus'un sembolü bir yılan ve tanrıça Wadjet'in başıdır. Taç veya kafa bandı olarak takılırdı. Uraeus kraliyet, güç ve ilahi otoritenin sembolüydü. Uraeus sembolünün görüntüsü, firavunlarının ruhunu temsil ettiği bazı eski Mısır sikkelerinde de yer almıştır. Kobra tanrıçası Wadjet'i temsil eden ve firavunu korumak için kullanılan Uraeus sembolü. Uraeus sembolü eski Mısır'da kraliyetin koruyucu sembolü olarak da kullanılmıştır.


Eski Krallık dönemine ait yazıtlarda, kraliyetin çeşitli sembollerinden biri olarak kralın tacında ve başlığında bir "Ureoia" kullanıldığı anlatılmaktadır. Bununla birlikte, genellikle Heru-behedet, Cennetin Efendisi ('Horus' onun doğum adıdır) olarak anılır. Hikâye şöyle devam eder. Tanrı Re tüm tanrıları kendisini korumaya çağırır ve onlar da tacının üzerine yerleştirdiği Uraeus yılanını yaratarak karşılık verirler.


İnsanların ilahi olsun veya olmasın içlerinde her zaman bir inanma isteği vardır. Taşa bile inanabilir. Bu tarihle kanıtlanmış bir gerçek değil aksine hakikatin kendisidir. Taşa inanan insan taşı da kutsal sayar ve ona motifler verir. Onu en güzel şekilde temsil etmeye çalışır. Antik Mısır da inançlar bu sembolleri ortaya çıkarmıştır.  

 

27 Şubat 2021 Cumartesi

ANTİK MISIR'DA MATEMATİK VE PİSAGOR - ANTİK MISIR İLİŞKİSİ

Buluş ve Pragmatizm

Her toplum, kendi dinamikleri içerisinde olumlu veya olumsuz bir buluşun ve keşfin içinde kendini bulabilir. Bu buluş veya keşfin o günün şartlarından bağımsız ortaya çıkmayacağı aşikardır. Toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek olan her buluş veya her keşif o toplumda el üstünde tutulur.

İnsanlar, tarih boyunca hep pragmatist düşüncelere sahip olmuşlardır. O insanlar için bir şeyin iyi olması onların ihtiyaçlarını karşılamasıyla eş değerdi. Yani bir şey ihtiyaçlarını karşılıyorsa o derecede değerliydi. Geçmişe dönüp bakıldığında bunu kanıtlayacak pek çok kanıt ve örnek rahatlıkla bulunabilir. Örneğin; Antik Mısır medeniyetinde Nil nehri yılın belirli aylarında taşar ve kendi seviyesinin üzerine çıkardı. Antik Mısır insanları ise bu taşma zamanlarını hesaplayabilmek ve belirlemek için belirli çalışmalar yapmışlardır. Böylece Nil her taştığında ekinlerini sulama imkanını ve o taşma durumuna göre tarlalarını ne zaman ekeceklerine karar vermişlerdir.

Yukarıda da belirtildiği gibi buluşlar pragmatist bilim olarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak buluşlar her zaman toplumun yararına olacak diye de bir kural yoktur. Bunun en tipik örneklerinden birisi Fransız bir doktor olan Josph-Ignace Guillotin tarafından geliştirilen ve daha sonra 1792 yılında Fransa’nın resmi idam aracı olarak kullanılan Giyotin’dir. İnsanın kafasını tek hamlede bedeninden ayıran bu alet tüm zamanların en canice tasarlanmış idam aracı olarak tarihe geçmiştir. Rivayete göre Giyotinin mucidi olan Fransız doktorun ölümü yine kendi icat ettiği Giyotin ile olmuştur.


Teorik ve Pratik Bilim

Görüldüğü gibi bilim insanlardan bağımsız gelişemez. Bilim, temelde Pratik Bilim ve Teorik bilim olarak ikiye ayrılabilir. İnsanlar, sorunları için çabuk sonuç verecek çözümlere yönelmişlerdir. Burada pratik bilimin varlığından söz edebiliriz. Burada bilim teoriye dökülmez pratikte kalır. Teorik bilim ise pratikte yapılmış olanın teoriye aktarılması olarak düşünülebilir.

Antik Mısır medeniyetinde pratik bilimin daha çok varlık gösterdiğini söyleyebiliriz. Antik Mısırlılar kendi sorunlarını çözmek için pratik bilimi kullanmışlardır. Bu yüzden Antik Mısır ile ilgili bilimsel çalışmaların günümüze ulaşmamasının nedenini de açıklamış oluyoruz. Çünkü Antik Mısırlılar yaptıkları bilimsel çalışmaları pratikte bırakmış teoriye dökmemişlerdir.

Antik Yunan medeniyetleri hem pratik hem de teorik bilimi çok doğru kullanmışlardır. Yaptıkları her bilimsel çalışmayı yazmış ve onların günümüze taşınmasına olanak sağlamışlardır. İşte temelde Antik Mısır ve Antik Yunan medeniyetleri arasındaki fark budur. Günümüzde birçok buluşun (örneğin; Geometri) Antik Yunan’dan doğduğu söylenir. Bu tamamen gerçek bir bilgi değildir. Antik Yunan medeniyetleri, Antik Mısır medeniyetinden farklı olarak teorik bilimi kullandıkları için günümüzde birçok buluşun onlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Pisagor'un Okulu

Antik Mısır ve Antik Yunan tarihçilerinin birçoğu Geometri alanının kurucusu olarak bilinen MÖ 570 – MÖ 495 yılları arasında yaşamış olan Sisamlı Pisagor (Pythagóras)’un Antik Mısır’da İnisiye olduğunu bildirmektedirler.

Antik Yunan medeniyetinden çok önce kurulmuş olan Antik Mısır medeniyetinin ezoterik bilgilerini sadece inisiye olan kişilere aktardığı bilinmektedir. Bu ezoterik bilgilerin (Bu bilgilere içinde Geometri ve Matematik çalışmaları dahil) yine inisiye olan Pisagor’a Mısırlı rahipler tarafından öğretildiği aktarılmaktadır. 

Pisagor’un Antik Mısır’da inisiye olduktan sonra Antik Yunan’a geri dönerek orada bir okul kurarak inisiyatik bilgileri aktardığı bu özelliğinin haricinde aynı zamanda bilimsel bir akademi olma niteliğine de sahip bir okul olduğu ve bu okulda inisiyatik çalışmalar, dinler tarihi ve insanın içsel gelişimi ile ilgili bilgilerin yanı sıra fizik, matematik, astronomi, siyaset bilimi ve benzeri maddi bilimlere de ağırlıklı olarak yer veriliyordu. Hatta günümüzde kullanılan matematik teriminin Pisagor’un bu bilimlere "insan bilgisinin tümünü kuşatan" anlamına gelen "Maîematalar" ismini vermesi ile ortaya çıktığı rivayet edilmektedir.

Mısır Piramitlerinin Geometri ve Matematik İle İlişkisi

Bunlara ek olarak da Pisagor’un Geometri ve Matematik alanında henüz hiçbir çalışma yapmazken Antik Mısır’da Giza piramitlerinin muhteşem bir Geometri bilgisi ile inşa edilmiş olmaları gösterilmektedir. Yine Giza piramitleri henüz inşa edilmemişken Keops (Kufu olarak da bilinir)’un babası Snefru tarafından inşa ettirilen Meidum, Eğik piramit ve Kızıl piramit bu duruma örnek olarak gösterilmektedir. Hatta ve hatta çok geriye gidildiğinde Antik Mısır’ın ilk piramidi olarak bilinen ve Firavun Zoser tarafından inşa ettirilen Basamaklı piramit bu iddiaları güçlendirmektedir. Sonuçta hiçbir matematik ve geometri bilgisi olmadan günümüze kadar gelmeyi başarmış bu yapıları inşa etmek imkansızdır.

Zoser Piramidi

Meidum Piramidi

Kızıl Piramit

Eğik Piramit

Giza Piramitleri

Toplumlar ve Kültür Aktarımı

Antik medeniyetleri günümüz medeniyetlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi diğer uygarlıklarla günümüzde olduğu kadar göbek bağı ile bağlı olamamaları örnek gösterilebilir. Günümüzde bütün devletler hemen hemen birbirlerine muhtaç durumdadırlar. Popüler kültür adı altında neredeyse tüm dünya ülklelerinde ortak popülasyon alanları oluşturulmuştur. Ancak eski uygarlıklarda bu durum daha farklıdır. Antik Mısır hem coğrafi şartlardan hem de savaşçı bir toplum olmamasından dolayı uzun yıllar sadece Antik Mısır coğrafyası ile sınırlı kalmıştır. 

Tarihçiler, Antik Mısır’ın önemli bilimsel gelişmeleri Ön Asya toplumlarından aldığını (özellikle Sümerler) iddia etmektedirler. Bu iddia her ne kadar ıspatlanmamışsa da çeşitli emareler bu iddiayı güçlendirmektedir. Bu bilimler arasında Matematiğin de olduğunu söylemişlerdir.


Matematik ve Thales İlişkisi 

Matematik Antik Mısır’da (her ne kadar adına matematik denmese bile) pratik bilim olarak sıklıkla kullanılmıştır. Yukarıda verilen piramitlerin yapılması bile başlı başına bir geometri ve matematik bilgisi gerektirir. Durum bu olunca Antik Mısır için matematik önemli bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Antik Mısır’ın Bilgelik Tanrısı Thoth, aynı zamanda Matematiğin de Mısır’a gelmesini sağlamıştı.


İlk Yunan matematikçi sayılan Thales (İ.Ö.624–545), bir piramidin yüksekliğinin ölçümü için şu basit yolu önermiştir: Yere bir çubuk dikilir, çubuğun gölgesi kendi yüksekliğine eşit olduğu anda piramidin gölgesi de kendi yüksekliğine eşit olur. Thales’in bu yaklaşımı genelleştirerek, Mısır’daki büyük piramidin yüksekliğini, kendi boyunun o andaki gölgesine oranı ile piramidin gölge uzunluğunu çarparak bulduğu söylenmektedir (Kendi boyu/Kendi gölgesi=Piramidin boyu/Piramidin gölgesi). Benzer mantıkla bir geminin kıyıdan uzaklığı da hesaplanabilmiştir. Günümüzün modern matematiğinde r yarıçaplı bir dairenin alanı Πr2 formülüyle hesaplanmaktadır. Oysa Mısırlılar d çaplı bir dairenin alanını Π’yi kullanmadan çok önceleri (d-d/9)2 formülüyle hesaplamışlardır. Bu bilgiler ışığında matematiğin Eski Mısır’da deneme – yanılma yolu ile kullanılarak ortaya çıkarıldığı aşikardır.


Antik Mısır Matematiğinde Günümüze Kalanlar

Mısır matematiği üzerine zamanımıza birkaç papirüs tomarı dışında elimizde pek kaynak kalmamıştır. Bunların içinde en önemlisi Rhind Papirüsüdür. Milat'tan önce 700 ile 600 yılları arasından, yani Hiksuslar devrinden kalmadır. Bu tomar Ahmes adlı bir kâtip tarafından kopya edilmiştir. Rhind papirüs tomarı ile çağdaş önemli bir diğer belge Moskova Matematik Papirüsüdür. Ayrıca, Kahfın ve Berlin Papirüsleri de Eski Mısır matematiği üzerinde sahip olduğumuz belgeler arasında yer almaktadır. Bu iki papirüs 1900 ile 1800 yılları arasında tarihlendirilmektedir.

Ayrıca Eski Mısır’da sayıları göstermek üzere kullanılan işaretler, ilk zamanlar, çok yer tutan kabaca şekillerden ibaretti. Meselâ, ince ve düşey durumda bir çizgi (çubuk şekli) 1’i, böyle iki çizgi 2’yi... dokuz çizgi de 9’u gösteriyordu. Bir onluğu (10’u) göstermek için yarı açık bırakılmış bir daire şekli kullanılırdı. Sayı sistemi bu şekildeydi.

Sonuç olarak antik medeniyetlerin bilimi kullanış şekilleri farklılık göstermektedir. Bu farklılığın sonucu olarak Antik Yunan bilimi, teorik bilimi esas aldığı için günümüzde bilimin doğduğu yer olarak gösterilmektedir. Antik Yunan toplumları dışındaki toplumlar bilimi deneme – yanılma ve pratik bilim temelli kullandıkları için günümüze pek bir şey bırakamamışlardır. Ancak şu unutulmamalıdır ki bilim Mısır ile başlar ve gerisi.


KAYNAKLAR

Narçın, A. (2013). A’dan Z’ye Mısır. İstanbul: Ozan Yayıncılık Ltd.

Candan, E. (2000). Antik Mısır Sırları. İstanbul: Sınır Ötesi Yayınları.

Hornung, E. (2003). Ana Hatlarıyla Mısır Tarihi. Z.,A., Yılmazer (çev.), İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Hart, G. (2010). Mısır Mitleri. M., S. Türk (çev.). Ankara: Phoenix Yayınevi.

Özer, Y., Z. (1987). Mısır Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Sayılı, A. (1991). Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kül Tür Merkezi Yayınevi.

Erdem, E., Gürbüz, R. ve Duran, H. (2011). Geçmişten Günümüze Gündelik Yaşamda Kullanılan Matematik Üzerine: Teorik Değil Pratik. Turkish Journal of Computer and Mathematics Education, 2, (3) 232-246.

Saraç, C. (Tarihsiz). Mısır’da Bilim ve Teknik. A. 0. D. T. C. Fakültesi Dergisi F: 8